24 Temmuz 2013 Çarşamba

19.gün: Belgrad-Novi Sad (99km.)

Mesafe: 99km.
Süre: 4sa.58dk.
Konaklama: Boris’in evi( CS)
Tarih: 25.07.2012

Yola çok geç çıktık, dün içtiğin Sırp rakısı Şlavovitsaların etkisi anca geçmeye başlamıştı. Olsun, güneş batarken bisiklet sürmeye bayılıyorum zaten. Dağların, gökyüzünün, tarlaların renk uyumu harika oluyor. İnsan kendini Alice Harikalar Diyarından bir rol çalmış gibi hissediyor.

Bisiklet yolu bizi Sava nehrine çıkarmıştı. Tabela karşıya geçmemiz gerektiğini söylüyordu köprüden ama merdiven yoktu. Durum sonradan anlaşıldı, meğer adamlar asansör yapmışlar bisikletleri yukarı çıkarmak için. Bizim doğru dürüst bisiklet yolumuz bile yok adamların asansörü var yahu.

Şehre 20km. kala karanlık çökmüştü. Zifiri karanlıkta yol alıyorduk, öte yandan ışıklarımıza doğru gelen sinekler baya rahatsız ediyordu bizi. Gözlerimizi kısarak anca ilerleyebiliyorduk. Karlovçi’ye geldiğimizde durduk. Burası Osmanlı’nın, Avrupa’da en çok toprak kaybettiği, 1699 Karlofça Anlaşması’nın imzalandığı yerdi. İmzaların atıldığı binaya göz attık, tadilat yapılıyordu. Gece saatler yarıma gelirken Novi Sad’a vardık. Boris ile meydanki büyük kilisenin önünde buluştuk. Bu yönüyle benziyoruz sanırım Sırplara. Biz de olsa, camiden tarif ederdik.


Boris girişimci bir Sırp, dünyada çok yer gezmiş. Türkiye’yi ve Türkleri çok seviyor, birkaç defa gelmiş. Bize kardeşim diye hitap ediyordu.

Bilenler bilir, CS’de “one amazing thing i have seen or done” diye bir kısım vardır. Bazen okurum mesaj yolladığım kişilerin bu yazılarını. Boris’te 2003’teki tsunamiden kurtulan turistlerden biri olduğunu yazmıştı.

16 gün: Ram-Belgrad (103km.)

Mesafe: 103km.
Süre: 5sa.57dk.
Konaklama: Enrique’nin evi( CS)
Tarih: 22.07.2012

Ram-Stara Palanka feribotu
Belgrad’a ulaşmak için uyandık yeni güne. 9 feribotuyla Stara Palanka’ya geçtik. 20dk.sürdü. Buradan Belgrad 100km. Tuna’yı bu kez solumuza alarak sürdük. Kovin’e vardığımızda öğlen olmuştu ve yolu yarılamıştık, hızlı bir sürüş oluyordu. Günlerden Pazar olunca açık yemek salonu bulamadık. Sonunda bir market bulup, ekmek arası jambon, kaşar, domates yedik. Rüzgar yine bize karşıydı. Zaten Tuna’nın akış yönünün tersine giden bir tek bizdik herhalde. 

İşte imparatorluk başkenti Belgrad. Yalnız şehir tabelasında Belgrad’ın ismini Sırpça(Beograd) değil de İngilizce(Belgrade) olarak görünce şaşırdık. Milliyeçilikleriyle tanınır Sırplar. Şehir meydanında Yugoslavya iç savaşı sırasında Nato’nun bombaladığı binaları görmek mümkün. Konaklayacağımız evin bulunduğu sokağın adı Yahudi sokağı uzun uğraşlar sonunda buluyoruz evi ve Enrique’yi. Enrique Meksika asıllı bir Amerikan. Avrupa’da tura çıkmış, canı sıkılınca da başka şehre geçiyormuş. Bizim dışımızda iki gezgin daha vardı, onlar da interrail yapıyorlarmış. Duş alıp yemek için dışarı çıktık.

Tuna’yı besleyen çok sayıda akarsu vardır, bunlardan biri de Sava nehridir. Sava’nın üzerindeki tekneleri bar yapmışlar. Sallanan teknede eğlenmek çok da zor olmadı bizim için. Tekne’de bira alayım dedim, baktım Efes’te var hatta en pahalı biraydı oradakiJ Belgrad’da 3 gece Enrique’de kaldık.

Ege’nin pedalı kırılmıştı, yeni pedal aldı. Ben de eldiven aldım. Zincirlerimizi yağlattık, sprey zincir yağı aldık. Bu arada lastiğimin sürekli inmesinin sebebi, çomağın dış lastiğe saplanmasıymış. Ben sadece iç lastiği kontrol etmiştim. Bunu da öğrenmiş oldum.


15.gün: Donji Milanovic-Ram (96km.)

Mesafe: 96km.
Süre: 5sa.26dk.
Konaklama: Çadır
Tarih: 21.07.2012

Tuna’da yüzmek için sabah erkenden kalktım, zaten çadırda da durulacak gibi değildi. Tuna’nın koynuna giriverdim usulca, ona yaraşır bir şekilde. Jonas’ın yaptığı kahve iyice ayıltmıştı beni. 

Tam yola çıkacakken arka tekerleğin inik olduğunu fark ettim. Baktım sibop delinmiş, iç lastiği değiştirdim hemen. Yola koyulduk bu seferde ön lastik inmişti. Onu da değiştirdim. Ama yavaş yavaş inmeye devam ediyordu lastik. Nedenini Belgard’da ki tamirci söyleyecekti. Rüzgarlı, yokuşlu, tünelli yollardan geçerek ilerledik uzun bir süre. Artık bizim gibi bisikletçileri daha fazla görür olmuştuk. Hatta yaşlı bir İngiliz’e rastladık yolda. Gençliğinde geçmiş buralardan bisikletiyle, şimdi ise nostalji yapıyormuş, hem de tek başına bu 65'lik kadın. Yaşlı dediğime bakmayın ruhu genç, istekleri genç, hayalleri taze bir kadın bu İngiliz.

Öğlene doğru bir restoran sahibi sesleniyor yanından geçerken, yorulmuşsunuzdur, mola zamanı diye. Dayanamayıp duruyoruz ve birer tavuk çorbası içiyoruz.



Bugünü de pas geçmeyip yolu şaşırıyoruz. Smederovo tarafına değil de Ram tarafına gidiyoruz yanlışlıkla ve yol bitiyor, karşımızda Tuna! Karşıya geçmemiz gerekiyor ama son feribot gitmiş. Hava da kararmak üzere, yine çadır atıyoruz Tuna kenarına. Ülkeleri ayırmasına alıştığımız Tuna bu kez bir iç deniz gibi çıkıyor karşımıza,  nehrin karşı tarafı da Sırbistan toprağı. Yer yer çapı 700-800m.yi buluyor. Hemen yan taraftaki restoranda ben tavuk Ege ise; balık yiyor. Döndüğümüzde bir bakıyoruz ki, çadır yıkılmak üzere rüzgardan. Çadırı büyük taşlarla sağlamlaştırıp, bir günü daha sonlandırıyoruz. 

14.gün: Brza Palanka-Donji Milanovic (89km.)

Mesafe: 89km.
Süre: 4sa.48dk.
Konaklama: Çadır
Tarih: 20.07.2012


Güneş çadırı ısıtmaya başlayınca uyandık. Tuna burada dolanıyordu, Donji’ye giden kestirme yolu bulmalıydık. Haritamız olmayınca yolları şaşırdık ve kestirme yoldan değil de, Tuna boyundan sürdük. Yolumuz yaklaşık 50km.uzamıştı. İyi ki de bulamamışız kestirmeyi. Çünkü Tuna’ya bir kez daha hayran kaldım. Dağları usul usul nasıl aşındırdığını, oluşturduğu vadileri büyülenerek seyrettim. Sırpların denizi Tuna. Yol boyunca tatil köyleri, plajlar vardı. Tuna’nın dolanmasını sağlayan dağları geçip, Donji’ye varıyoruz. Alman bisikletçi Jonas ile tanışıyoruz. Hamburglu. O Köstence’ye gidiyordu. Birlikte çadır kuruyoruz. Bira içmediğini söyleyince şaşırıyoruz. Bira içmeyen bir Alman, yolun ortasından değil de,  kaldırımdan yürüyen Türk gibidir. Jonas Yahudi Arpı gibi bir şey çalıyordu. Telli ve sesi eğlenceli bir enstruman. Bulursam alacağım bir tane ben de.

13.gün: Negotin-Brza Palanka (38km.)

Mesafe: 38km.
Süre: 2sa.19dk.
Konaklama: Çadır
Tarih: 19.07.2012


Kristinalarda kahvaltı yapıp, yola koyuluyoruz. GPS düzgün çalışmadığı için tabelalara bakarak ilerliyoruz. Yaklaşık 15 km. stabilize yollardan geçiyoruz, Tuna sağımızda yine. Zincir toz toprak oluyor, zincir yağı almamışız yanımıza, vitese zor geçiyor. Ha bir de lastiğim sürekli iniyor. Yolda Avusturyalı bisikletçi Christian’a rastlıyoruz. Atlantik-Karadeniz turu yapıyormuş. Çok salaş bir adam. Günü aktif dinlenme günü sayıp, Brza Palanka’ya ilk çadırımızı atıyoruz. Heyt be yarasa gibi:) Akşam yemeğinde Pleskevitsa yiyoruz, köfte gibi bir şey çok lezzetliydi hem de ucuz. Yaklaşık 1euro. Biramız “Lav”.


12.gün: Vidin-Negotin (58km.)

Mesafe: 58km.
Süre: 4sa.17dk.
Konaklama: Kristina’nın ananesinin evi
Tarih: 18.07.2012

Dünün hem zihinsel hem fiziksel yorgunluğuyla uyandım. Kalktığımda kendimi bir pedal daha atamayacak gibi hissediyordum. Ancak bisiklete binince her şey çok farklı geliyordu. Bütün ağrılar, acılar son buluyordu. Yorgunluğun da, keyfin de kaynağıydı bisiklet. Bu yönüyle adeta hayatın kendisiydi. Acıyı ve tatlıyı aynı tabakta sunuyordu insana.
Bulgaristan’ı güneydoğudan kuzeybatıya bir haftada geçtikten sonra bugün Sırbistan’a giriş yaptık Bregovo sınır kapısından. Bulgar tarafındaki gümrük polisi birkaç soru sordu. Ne zaman geldiniz, nereye gidiyorsunuz tarzında. Biraz bekledikten sonra Sırp tarafında fazla beklemeden Sırbistan’a giriş yapıyoruz. Girişte koca bir EuroVelo tabelası karşılıyor bizi, Sırbistan’daki bütün bisiklet yollarını gösteriyor. İyi ki de gösteriyor çünkü Sırbistan boyunca çevrimdışı kullandığımız GPS düzgün çalışmıyor yani sadece otoyolları gösteriyordu. Ha otoyolda da sürmedik mi sürdük, ona ileride değineceğim. Bütün Sırbistan’ı haritasız geçtik anlayacağınız.

Turda en çok merak ettiğim şehir Belgraddı. Şimdi ona sadece 3-4 gün uzaklıktaydım. Hani size Bulgaristan’ın yolları kötü demiştim ya, Sırbistanınkiler daha beter. Ama Sezar’ın hakkı Sezar’a, Sırp köy evleri daha güzel. Rüzgar arkadaş eşliğinde sürüyoruz gün boyu ve Negotin’e varıyoruz akşamüzeri. Aman Allah’ım ne kadar güzel, canlı bir şehir burası. Topu topu 7000 nüfuslu ve herkes dışarıda genci yaşlısı. Yaşlılar köy meydanında koca koca taşlarla satranç oynuyor, çoluk çocuk paten kayıyor, bisiklete biniyor, gençler kafelerde sohbet ediyorlar, kızları da çok güzel. Ege’ye diyorum ki; olum mutlaka burada kalmalıyız bu gece. Şehir meydanında çekim yaparken Çınar giriyor araya: Aaa Negotin’de Türkler de varmış diye. Kız arkadaşı Kristina’da yanında. Bize ananesinin evini önerdi konaklamak için, biz de kabul ettik. Aslında amacımız Brza Palanka’ya varıp; Tuna kenarında çadır kurmaktı.
 Ev çiftlik tarzında büyükçene, evin büyükleriyle tanışıyoruz, bize bir oda veriyorlar. Duş alıyoruz. Sonra Kristina’nın dayısı, annesi, ananesi, dedesi ile muhabbet ediyoruz. Çekim yapmamızı hoş görüyorlar. Bize Sırp ve Sloven rakıları ikram ediyorlar. Sloven rakısını nasıl da özlemişim. Çok mutlu oluyorum bir anda. Dayı İvan ile politikadan söz ediyoruz. Bosna’ya geliyor muhabbet ve ateş püskürüyor o zaman ki generallere. Sonra bizi bir şarap evine götürüyorlar, 1.5lt ev yapımı içiyorum, fonda Sırp forklör müzikleri. Yanda bir adamın tişörtünü parçalıyorlar, soruyorum anne Maya’ya ne iş. O adamın yeni bir çocuğu doğdu ve yakınları onun tişörtünden bir parça koparıyorlar, adettir bizde diyor. İlginç bir gelenek. Daha sonra şehir merkezine geliyoruz ve meydanda Kristina’nın gitar çalan arkadaşlarına takılıyoruz, yaşları 16-17. Yaşlandığımı hissediyorum. Turun şimdiye kadar ki en güzel gecesiydi diyebilirim. Hayata dönüyorum yüzümü Semra Sultan’ın annesinin dediği gibi, yaşadığımı hissediyorum.

11.gün: Oryahovo-Vidin (140km.)

Mesafe: 140km.
Süre: 7sa.58dk.
Konaklama: Hotel Rovno
Tarih: 17.07.2012

günün menüsü: kebapçe, çorba, pide.
Tuna’ya bakarak günaydın dedim yeni güne. Tuna beni de savaşa sürüklemişti, birkaç ısırıkla kurtulmuştum dün geceki sinek muharebesinden. Kahvaltıda kebapçe, şehriye çorbası ve baharatlı pide gibi bir şey vardı,  hedefte ise; 140km. uzaklıktaki Vidin. Öğleden sonra yola çıkmamız ise önemli bir handikaptı. Hafif bir inişten sonra nehre vardık ve nehri sağımıza alıp sürmeye başladık. Bugünü önemli kılan bir başka şey ise; Avrupa Bisiklet Federayonu' na ait 15 rotadan biri olan EuroVelo 6’yı görecek olmamızdı.

İşte Kozloduy’a 19 km kala ilk tabela. Çok mutlu oluyoruz, Atlantik’i Karadeniz’e bağlayan rotanın tabelasını gördüğümüzde. Tabelalar bir bisikletçi için çok değerlidir. Bir ödül, bir başarı sertifikası ya da bir vuslatın son bulması, sevgiliye kavuşmadır.

Tuna mı o :)
Bu 6 nolu rota bisikletçiler tarafından en çok kullanılan rotaymış. Bu yüzden yolda başka bisikletçileri de görmeyi ummuştuk ama bizden başka kimsecikler yoktu. Olan sıcak, susuzluktu. Susuzluk tam bir başa bela, hele bir de rüzgar varsa. Turdan vazgeçmek içten bile değildi. Neyse ki Lom şehrine varabildik, suladık kendimizi. Abartmıyorum gerçekten suladık, bağ bahçe sular gibi. Lom'dan çıkarken hava kararmaya başlamış, rüzgar dinmiş, yol güzelleşmişti. İlk defa Eurovelo yolunda sürdüğümü hissetmiştim. Tam bu sırada, ormanlık alandan geçerken, aşağıya doğru kocaman bir hayvanın indiğini gördük ve anında pedallara asıldık. Hızımız bir anda 20km/s’ten 47km/s’e çıkıverdi. Hayvan bizi 5sn. kadar ormanın içinden, yola çıkmadan takip etti ve durdu. Ne olduğunu o ışıkta tam kestiremedik ama hız ve cüssesine bakılırsa ayıydı.


Zifiri karanlıkta, köy yollarından geçerek Vidin’e giden ana yola çıkıyoruz. 140 km. sonunda Vidin şehrine giriyoruz. Serdar’ın (aga) yolda güç versin diye çantama iliştirdiği bal-kuruyemiş karışımı işe yaramıştı. Konaklamayı yine hotelde yapıyoruz. Bulgaristan konaklama açısından üzdü bizi biraz. Buraya da 60 Leva verdik.