Tuna etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tuna etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Eylül 2013 Perşembe

31.gün: Passau-Bogen (89km.)

Mesafe: 89km.
Süre: 4sa.45dk.
Konaklama: Çadır
Tarih: 06.08.2012

Barbara ile 
Az kalsın odometresiz kalıyorduk bugün. Sabah Barbara’yla vedalaşıp çıktık. Biraz sonra odometrenin olmadığını fark edip geri döndük. Barbara’da o sırada koşu yapmaya çıkmış. Yolda rastlaşmasak, baya bir beklememiz gerekecekti. Neyse odometreyi alıp, yola çıktık. Bir yanlış yön kazası daha, tekrar Avusturya’ya doğru sürmüşüz yanlışlıkla. Baya vakit kaybetmiştik.

Yolda bolca bisikletli gördük. 7’den 77’ye herkes bisiklet kullanıyor. Aile boyu bisikletler gördüm. Çiftli bisikletin arkasına bağlamışlar küçük bisikleti ailecek geziyorlar. Öndeki biraz amelelik çekiyor ama görüntü mükemmeldi. Umarım bende bir gün, eşimle çocuklarımla böyle bir tura çıkabilirim. Hiç üşenmiyor bu Almanlar böyle şeyler için, spora da önem veriyorlar. Köylerden geçerken spor merkezleri görüyoruz.


Gergin bekleyiş, acaba sular çadıra ulaşabilecek mi?
Akşam olmasını beklemedi bugün kara bulutlar. Biz de erken davranıp, geçmiş deneyimlerimize dayanarak, yağmur şiddetlenmeden çadır atıyoruz, Tuna kenarında gördüğümüz ilk boşluğa. Tuna üzerinden çok büyük gemiler geçiyor. Nehrin genişliği çok dar çadır kurduğumuz yerde. Hatta normalden biraz hızlı giden bir geminin yarattığı dalgalar çadırı hafif yalamıştı. Başka yere de taşıyamıyorduk çadırı. Bütün gece tedirginlikle geçti, neyse ki; hiçbir gemi çadırı ıslatmayı başaramamıştı:)

30.gün: St.Panteleon-Passau (121km.)

Mesafe: 121km.
Süre: 6sa.09dk.
Konaklama: Barbara’nın evi (CS)
Tarih: 05.08.2012


Köy insanı sabah erken kalkıyor, biz de onlara ayak uydurup 6’da uyandık. Maria bize reçel kahve, domates, türlü türlü salamdan oluşan kahvaltı hazırlamıştı. Türkiye’ye gelmişler daha önce ve iki hafta sonra da Kemer’e gideceklermiş ailecek. Teşekkür ediyoruz her şey için ve Almanya için sürmeye başlıyoruz.

Dün gece iyi ki, o kötü havada Linz'e gitmeye çalışmamışız. Hem yolumuz çokmuş hem de yokuş çıkmamız gerekiyormuş. Öğlene doğru Linz’e vardık. İnternet için genellikle Mc.Donaldsları kullanıyoruz. İnternet ücretsiz. Yolun ortalarında Tuna’ya tekrar kavuşuyoruz. Tuna buradaki güzelliklerde de başrolde. Alabildiğine yeşil, ormanlık alanlardan geçiyoruz. Bisiklet yolları tam kenarından geçiyor Tuna’nın, gayette düzgün yollar, hızlı kat ediyoruz bu bölümleri. Tabela yine yok fark etmiyoruz Almanya’ya girdiğimizi.

Etrafımızı yine kara bulutlar sarmaya başlamıştı ki; Almanya’da ki ilk durağımız Passau’ya varıyoruz. Şehirdeki köprüler, binalar çok renkli ve tarih kokuyor şehrin Arnavut kaldırımları. Burada CS’den Barbara ile buluşuyoruz. Eve girdiğimiz anda yağmur bastırıyor, bu kez ucuz kurtuluyoruz, peki ya yarın?

29.gün: Viyana-St.Panteleon (163km.)

Mesafe: 163km.
Süre: 7sa.42dk.
Konaklama: Manfred ve Maria’nın çiftlik evi
Tarih: 04.08.2012

Bir günlük aranın ardından tekrar yollardaydık. Yolumuz uzundu, Linz, 180km. Her şey güzel başlamıştı aslında ta ki, yağmur, şimşek, yıldırım bizi yakalayana kadar.

Erken sayılabilecek bir saatte yola çıkmıştık, yağmurla birlikte. Bir saat kadar yağmurla birlikte sürdükten sonra Viyana çıkışında yağmur kesildi. İlerleyen saatlerde hava iyice açtı. Uzun bir aradan sonra iniş ve çıkışlarla karşılaştık. Hele bir iniş vardı ki çok keyifliydi. Menderesler yaparak indik aşağıyaJ

Avusturya’nın yolları çok düzgün. Yamalı, çukurlu, yarık Bulgaristan-Sırbistan yollarından sonra çok iyi geldi. Tempomuza bakılırsa akşam Linz’de olmamız gerekiyordu. Ancak Linz’e yaklaşık 30km. kala inanılmaz bir sağanak yağmur başladı. Hiç böyle bir yağmura yakaladığımı hatırlamıyorum. Aslında başlarda gayet iyiydi yağmurda sürmek, çocuklaşmak, ıslanmak, kirlenmek.

Maria'nın bizim için hazırladığı yataklar.
Tepeye vardığımızda şimşekler çakıyordu. Ara ara düşen yıldırımları görebiliyorduk. Korkmaya başladık, etrafta sığınacak bir yerleşim yoktu, görüş mesafesi 2 metreye kadar düşmüştü, gözlerimizi zor açıyorduk. Öyle ki arabalar bile yol kenarına çekilmiş, sürücüler doluya dönen  yağmurun hatta gökten düşen küçük taş parçalarının bitmesini bekliyorlardı. Bu şekilde ilerleyemezdik. Çadır atalım dedik ama her taraf göl olmuştu. Bu sırada pus biraz dağıldı ve hemen ileride küçük bir kulübe gördük. Tam oraya sığınacaktık ki; kadının birisi arabasıyla yanaştı ve onu takip etmemizi söyledi. Bir çiftlik evinin önünde durduk. Kadın bizi içeri aldı. Maria. Hayatımızı kurtarmıştı belki de. Bize havlu verdi kurulandık, kahve ve kek ikram etti, gece burada konaklayabileceğimizi söyledi. Böyle olunca Linz yarına kalmıştı.

Şunu söylemeden de geçemeyeceğim, ırklara karşı aşırı bir ön yargım yoktur ama olsaydı da herhalde bu turda yok olurdu. Çünkü insan olmanın dili bir, Bulgarı, Sırpı, Avusturyalısı vs. hepsi çok yardımcı oldular. 

19 Ağustos 2013 Pazartesi

25.gün: Budapeşte-Komarno (97km.)


Mesafe: 97km.
Süre: 5sa.11dk.
Konaklama: Çadır
Tarih: 31.07.2012

İki günlük fiziksel ve ruhsal dinlenmenin ardından gün yola koyulma günüydü. Sabah hostelde bir sürpriz karşılaştık, mutfağı kilitlemişlerdi 8-12 arası, bugün check out yapacaklar kullanmasın diye. GPS’i hala kullanılamıyor, şehirden çıkmakta güçlük çekiyorduk ve ısrarla el haritası almıyorduk. Neyse ki Estergon’a yaklaşırken harita bütün yolları göstermeye başladı. Böyle olunca Estergon’a gitmekten vazgeçip, kısa bir tepe çıkarak kestirme yaptık. Tekrar bisiklet yolunu tuttuğumuzda, toprak yolla karşılaştık. Yol, yağmurun etkisiyle iyice ağırlamış, çamur olmuştu. Olsun doğayı sevmeliydik hatta hoşumuza bile gitti çamurlanmak.
Amele yanığı bisikletçinin şanındandır:)
Hedefte Györ vardı ama Komarno’ya geldiğimizde Ege’nin bacak kaslarında çekme oldu, bu yüzden daha fazla zorlamayıp gördüğümüz yeşil bir alana çadır attık. Zaten Györ’de kalacak yer de bulamamıştık.

22.gün: Dunapataj-Budapeşte (128km.)


Mesafe: 128km.
Süre: 6sa.10dk.

Konaklama: Mathias Hostel

Tarih: 28.07.2012

Gün, Tuna üzerine kurulu, rengarenk köprüleriyle Budapeşte günüydü. Dunapataj’da yemek için bir şeyler bulamadık, girdiğimiz kafede servis 11’de başlıyordu. Aç acına yola koyulduk.  5km.sonra bisiklet yolu bizi güzel bir restorana götürdü. Macarlarda Alman etkileri hakim, dolayısıyla pek İngilizce bilmiyorlar. Anca vücut diliyle sipariş verebildik ve ekmek istemek bu kadar zor olmamalıydı. Yemekte şöyle büyük kepçe Gulaş çorbası içiyorum, akabinde omlet ve üzerine kahve. Güzel bir öğündü. Bu arada Gulaş çorbasının ismi, Osmanlı zamanında Kapıkulu askerlerinin yemeği olan “kul aşından ” geliyormuş. Yolda free wifi buluyoruz ve hostel rezervasyonu yapıyoruz. CS’den atılan onca mesaj boşuna gitmişti.

Yeşilköprü
İkinci su vakası: Hostel rezervasyonu yaparken, kadının biri arabasıyla yol kenarındaki tulumbaya yanaşıp, su dolduruyordu.
Ben: Aa Ege, bak kadın su doldurdu, şu şişeleri ver de, ben de doldurayım.
Ege: Olum dur, belki su içilmiyordur.
Ben: Kadın karbüratöre su almadı ya, içiliyordur herhalde.
Ege: Bence doldurma.

Ege’yi dinlemeyip suyu içtim. Sonuç: suyun tadı rezildi ve kokuyordu. Kadın harbiden karbüratöre su almıştıJ

Ortaköy gelmedi mi aklınıza:)
Bir kavuncu kadına rastlıyoruz, güzel müzik çalıyor arkada. Müziğe aldanıp kavun alıyoruz. Kelekti demeyeceğim, eti bildiğin patates gibiydiL

Budapeşte tabelasını gördüğümüzde gün aydınlıktı. Şehir girişinde yol yapım çalışması vardı. Bu yüzden tehlikeli ana yollardan geçip, havanın kararmasına yakın Yeşilköprü’ye varıyoruz. Tuna ayaklarımızın altında, hoş geldiniz ben de sizi bekliyordum der gibi. Hostel Buda tarafındaydı, köprüden karşıya geçtik. Son bir yokuşun ardında hostele vardık. Adam bir türlü bizim rezervasyonu göremiyordu. Durum sonradan anlaşılıdı; yanlışlıkla önümüzdeki ay için yapmışız. Neyse ki; hostelde boş oda vardı. Hatta daha ucuza tuttuk odayı. 3 gece için yaklaşık 60TL. Burada 2 gün mola veriyoruz, Ege ile ayrı takıldık gündüzleri, sıkılmıştık her günü beraber geçirmekten.

21.gün: Sombor-Dunapataj (124km.)

Mesafe: 124km.
Süre: 6sa.13dk.
Konaklama: Çadır
Tarih: 27.07.2012

Sırbistan’ın son gününde aşırı sıcaktan kurtulmuştuk. Sıcaklık mevsim normallerine dönmüştü. Günün 25.km’lerinde Sırp-Macar sınırına geldik. Sırbistan’da çok güzel anılar biriktirdikten sonra Macaristan’a, başka bir deyişle çıkmamak üzere AB topraklarına girdik.



Bugün için kalacak yerimiz yoktu, gidebildiğimiz yere kadar gidecek ve çadır atacaktık. Macar yolları fena değil, idare eder. Eski araba yolunu bisiklet yolu yapmışlar, oradan sürdük uzun bir süre. Yolun düz ve rüzgarın olmadığı bu günde, saatteki hızımız 20km/s.in altına düşmüyordu.


Evet ilk su sorunu yaşayan ben oldum. Marketten su aldığımı zannedip, kafama diktim. Klasik bir olay, su yerine soda almışımJ Daha sonra öğrendik tabi “onhe” yazanlardan almamız gerektiğini. Rüzgar akşama doğru ben de varım dedi. Hava kararmadan çadır kuralım dedik, o ara Dunapataj’a varmıştık.  Tarlanın birine çadırı attık. Gece üzerimize doğru at gelince öğrendik ki; burası at koşturulan bir parkurun olduğu tarlaymış. Zaten o bölgenin neden bu kadar düz ve hafif yüksekte olduğuna şaşırmıştık:) Tuna hemen ötede akıyordu. Dolayısıyla bir sürü sivrisinek vardı. Siz siz olun yazın sinek kovucu olmadan tura çıkmayın.

8 Ağustos 2013 Perşembe

20.gün: Novi Sad-Sombor (97km.)

Mesafe: 97km.
Süre: 4sa.12dk.
Konaklama: Hotel Internacional
Tarih: 26.07.2012

Boris bize karşı çok cömertti
Boris bize karşı çok cömertti. Dün gece yemek ısmarladıktan sonra kendi yatağını da bize verip, koltukta geçirmişti geceyi. Sabah ise kahve yapıp kahvaltı hazırlamıştı, yola çıkmadan hemen önce de son şakasını yapıp, bize yolluk sandviç aldı.

Yağmur mu o :)
Novi Sad’ın çıkışında yağmura yakalandık. Hem kendimizi hem de heybelerimizi korumak için yağmurlukları çıkarttık. Turun ilk yağmurlu sürüşüydü bu ama hevesimiz kursağımızda kaldı, sadece 5km. sonra yağmur dindi. Rüzgâr da yoktu, turun en rahat ve hızlı günlerinden biriydi. Macaristan’dan önceki son durağımız olan Sombor’a güneş batmadan hemen önce vardık. Artık alıştığımız, geniş şehir meydanına getirdi yol bizi.

Bulgaristan’ın aksine Sırbistan’da konaklama için sadece burada para ödedik. Sırp insanı misafirperverliğini sonuna kadar göstermişti bize. Zaten bazı ortak kelimelerimiz de var. Yastık, yorgan, çorap, çorba gibi. Zira Balkanlardaysanız ve  karşınızdakinin İngilizcesi zayıfsa zorlamayın,  Türkçe söyleyin daha çok işinize yarar.

24 Temmuz 2013 Çarşamba

16 gün: Ram-Belgrad (103km.)

Mesafe: 103km.
Süre: 5sa.57dk.
Konaklama: Enrique’nin evi( CS)
Tarih: 22.07.2012

Ram-Stara Palanka feribotu
Belgrad’a ulaşmak için uyandık yeni güne. 9 feribotuyla Stara Palanka’ya geçtik. 20dk.sürdü. Buradan Belgrad 100km. Tuna’yı bu kez solumuza alarak sürdük. Kovin’e vardığımızda öğlen olmuştu ve yolu yarılamıştık, hızlı bir sürüş oluyordu. Günlerden Pazar olunca açık yemek salonu bulamadık. Sonunda bir market bulup, ekmek arası jambon, kaşar, domates yedik. Rüzgar yine bize karşıydı. Zaten Tuna’nın akış yönünün tersine giden bir tek bizdik herhalde. 

İşte imparatorluk başkenti Belgrad. Yalnız şehir tabelasında Belgrad’ın ismini Sırpça(Beograd) değil de İngilizce(Belgrade) olarak görünce şaşırdık. Milliyeçilikleriyle tanınır Sırplar. Şehir meydanında Yugoslavya iç savaşı sırasında Nato’nun bombaladığı binaları görmek mümkün. Konaklayacağımız evin bulunduğu sokağın adı Yahudi sokağı uzun uğraşlar sonunda buluyoruz evi ve Enrique’yi. Enrique Meksika asıllı bir Amerikan. Avrupa’da tura çıkmış, canı sıkılınca da başka şehre geçiyormuş. Bizim dışımızda iki gezgin daha vardı, onlar da interrail yapıyorlarmış. Duş alıp yemek için dışarı çıktık.

Tuna’yı besleyen çok sayıda akarsu vardır, bunlardan biri de Sava nehridir. Sava’nın üzerindeki tekneleri bar yapmışlar. Sallanan teknede eğlenmek çok da zor olmadı bizim için. Tekne’de bira alayım dedim, baktım Efes’te var hatta en pahalı biraydı oradakiJ Belgrad’da 3 gece Enrique’de kaldık.

Ege’nin pedalı kırılmıştı, yeni pedal aldı. Ben de eldiven aldım. Zincirlerimizi yağlattık, sprey zincir yağı aldık. Bu arada lastiğimin sürekli inmesinin sebebi, çomağın dış lastiğe saplanmasıymış. Ben sadece iç lastiği kontrol etmiştim. Bunu da öğrenmiş oldum.


15.gün: Donji Milanovic-Ram (96km.)

Mesafe: 96km.
Süre: 5sa.26dk.
Konaklama: Çadır
Tarih: 21.07.2012

Tuna’da yüzmek için sabah erkenden kalktım, zaten çadırda da durulacak gibi değildi. Tuna’nın koynuna giriverdim usulca, ona yaraşır bir şekilde. Jonas’ın yaptığı kahve iyice ayıltmıştı beni. 

Tam yola çıkacakken arka tekerleğin inik olduğunu fark ettim. Baktım sibop delinmiş, iç lastiği değiştirdim hemen. Yola koyulduk bu seferde ön lastik inmişti. Onu da değiştirdim. Ama yavaş yavaş inmeye devam ediyordu lastik. Nedenini Belgard’da ki tamirci söyleyecekti. Rüzgarlı, yokuşlu, tünelli yollardan geçerek ilerledik uzun bir süre. Artık bizim gibi bisikletçileri daha fazla görür olmuştuk. Hatta yaşlı bir İngiliz’e rastladık yolda. Gençliğinde geçmiş buralardan bisikletiyle, şimdi ise nostalji yapıyormuş, hem de tek başına bu 65'lik kadın. Yaşlı dediğime bakmayın ruhu genç, istekleri genç, hayalleri taze bir kadın bu İngiliz.

Öğlene doğru bir restoran sahibi sesleniyor yanından geçerken, yorulmuşsunuzdur, mola zamanı diye. Dayanamayıp duruyoruz ve birer tavuk çorbası içiyoruz.



Bugünü de pas geçmeyip yolu şaşırıyoruz. Smederovo tarafına değil de Ram tarafına gidiyoruz yanlışlıkla ve yol bitiyor, karşımızda Tuna! Karşıya geçmemiz gerekiyor ama son feribot gitmiş. Hava da kararmak üzere, yine çadır atıyoruz Tuna kenarına. Ülkeleri ayırmasına alıştığımız Tuna bu kez bir iç deniz gibi çıkıyor karşımıza,  nehrin karşı tarafı da Sırbistan toprağı. Yer yer çapı 700-800m.yi buluyor. Hemen yan taraftaki restoranda ben tavuk Ege ise; balık yiyor. Döndüğümüzde bir bakıyoruz ki, çadır yıkılmak üzere rüzgardan. Çadırı büyük taşlarla sağlamlaştırıp, bir günü daha sonlandırıyoruz. 

14.gün: Brza Palanka-Donji Milanovic (89km.)

Mesafe: 89km.
Süre: 4sa.48dk.
Konaklama: Çadır
Tarih: 20.07.2012


Güneş çadırı ısıtmaya başlayınca uyandık. Tuna burada dolanıyordu, Donji’ye giden kestirme yolu bulmalıydık. Haritamız olmayınca yolları şaşırdık ve kestirme yoldan değil de, Tuna boyundan sürdük. Yolumuz yaklaşık 50km.uzamıştı. İyi ki de bulamamışız kestirmeyi. Çünkü Tuna’ya bir kez daha hayran kaldım. Dağları usul usul nasıl aşındırdığını, oluşturduğu vadileri büyülenerek seyrettim. Sırpların denizi Tuna. Yol boyunca tatil köyleri, plajlar vardı. Tuna’nın dolanmasını sağlayan dağları geçip, Donji’ye varıyoruz. Alman bisikletçi Jonas ile tanışıyoruz. Hamburglu. O Köstence’ye gidiyordu. Birlikte çadır kuruyoruz. Bira içmediğini söyleyince şaşırıyoruz. Bira içmeyen bir Alman, yolun ortasından değil de,  kaldırımdan yürüyen Türk gibidir. Jonas Yahudi Arpı gibi bir şey çalıyordu. Telli ve sesi eğlenceli bir enstruman. Bulursam alacağım bir tane ben de.

13.gün: Negotin-Brza Palanka (38km.)

Mesafe: 38km.
Süre: 2sa.19dk.
Konaklama: Çadır
Tarih: 19.07.2012


Kristinalarda kahvaltı yapıp, yola koyuluyoruz. GPS düzgün çalışmadığı için tabelalara bakarak ilerliyoruz. Yaklaşık 15 km. stabilize yollardan geçiyoruz, Tuna sağımızda yine. Zincir toz toprak oluyor, zincir yağı almamışız yanımıza, vitese zor geçiyor. Ha bir de lastiğim sürekli iniyor. Yolda Avusturyalı bisikletçi Christian’a rastlıyoruz. Atlantik-Karadeniz turu yapıyormuş. Çok salaş bir adam. Günü aktif dinlenme günü sayıp, Brza Palanka’ya ilk çadırımızı atıyoruz. Heyt be yarasa gibi:) Akşam yemeğinde Pleskevitsa yiyoruz, köfte gibi bir şey çok lezzetliydi hem de ucuz. Yaklaşık 1euro. Biramız “Lav”.


12.gün: Vidin-Negotin (58km.)

Mesafe: 58km.
Süre: 4sa.17dk.
Konaklama: Kristina’nın ananesinin evi
Tarih: 18.07.2012

Dünün hem zihinsel hem fiziksel yorgunluğuyla uyandım. Kalktığımda kendimi bir pedal daha atamayacak gibi hissediyordum. Ancak bisiklete binince her şey çok farklı geliyordu. Bütün ağrılar, acılar son buluyordu. Yorgunluğun da, keyfin de kaynağıydı bisiklet. Bu yönüyle adeta hayatın kendisiydi. Acıyı ve tatlıyı aynı tabakta sunuyordu insana.
Bulgaristan’ı güneydoğudan kuzeybatıya bir haftada geçtikten sonra bugün Sırbistan’a giriş yaptık Bregovo sınır kapısından. Bulgar tarafındaki gümrük polisi birkaç soru sordu. Ne zaman geldiniz, nereye gidiyorsunuz tarzında. Biraz bekledikten sonra Sırp tarafında fazla beklemeden Sırbistan’a giriş yapıyoruz. Girişte koca bir EuroVelo tabelası karşılıyor bizi, Sırbistan’daki bütün bisiklet yollarını gösteriyor. İyi ki de gösteriyor çünkü Sırbistan boyunca çevrimdışı kullandığımız GPS düzgün çalışmıyor yani sadece otoyolları gösteriyordu. Ha otoyolda da sürmedik mi sürdük, ona ileride değineceğim. Bütün Sırbistan’ı haritasız geçtik anlayacağınız.

Turda en çok merak ettiğim şehir Belgraddı. Şimdi ona sadece 3-4 gün uzaklıktaydım. Hani size Bulgaristan’ın yolları kötü demiştim ya, Sırbistanınkiler daha beter. Ama Sezar’ın hakkı Sezar’a, Sırp köy evleri daha güzel. Rüzgar arkadaş eşliğinde sürüyoruz gün boyu ve Negotin’e varıyoruz akşamüzeri. Aman Allah’ım ne kadar güzel, canlı bir şehir burası. Topu topu 7000 nüfuslu ve herkes dışarıda genci yaşlısı. Yaşlılar köy meydanında koca koca taşlarla satranç oynuyor, çoluk çocuk paten kayıyor, bisiklete biniyor, gençler kafelerde sohbet ediyorlar, kızları da çok güzel. Ege’ye diyorum ki; olum mutlaka burada kalmalıyız bu gece. Şehir meydanında çekim yaparken Çınar giriyor araya: Aaa Negotin’de Türkler de varmış diye. Kız arkadaşı Kristina’da yanında. Bize ananesinin evini önerdi konaklamak için, biz de kabul ettik. Aslında amacımız Brza Palanka’ya varıp; Tuna kenarında çadır kurmaktı.
 Ev çiftlik tarzında büyükçene, evin büyükleriyle tanışıyoruz, bize bir oda veriyorlar. Duş alıyoruz. Sonra Kristina’nın dayısı, annesi, ananesi, dedesi ile muhabbet ediyoruz. Çekim yapmamızı hoş görüyorlar. Bize Sırp ve Sloven rakıları ikram ediyorlar. Sloven rakısını nasıl da özlemişim. Çok mutlu oluyorum bir anda. Dayı İvan ile politikadan söz ediyoruz. Bosna’ya geliyor muhabbet ve ateş püskürüyor o zaman ki generallere. Sonra bizi bir şarap evine götürüyorlar, 1.5lt ev yapımı içiyorum, fonda Sırp forklör müzikleri. Yanda bir adamın tişörtünü parçalıyorlar, soruyorum anne Maya’ya ne iş. O adamın yeni bir çocuğu doğdu ve yakınları onun tişörtünden bir parça koparıyorlar, adettir bizde diyor. İlginç bir gelenek. Daha sonra şehir merkezine geliyoruz ve meydanda Kristina’nın gitar çalan arkadaşlarına takılıyoruz, yaşları 16-17. Yaşlandığımı hissediyorum. Turun şimdiye kadar ki en güzel gecesiydi diyebilirim. Hayata dönüyorum yüzümü Semra Sultan’ın annesinin dediği gibi, yaşadığımı hissediyorum.

11.gün: Oryahovo-Vidin (140km.)

Mesafe: 140km.
Süre: 7sa.58dk.
Konaklama: Hotel Rovno
Tarih: 17.07.2012

günün menüsü: kebapçe, çorba, pide.
Tuna’ya bakarak günaydın dedim yeni güne. Tuna beni de savaşa sürüklemişti, birkaç ısırıkla kurtulmuştum dün geceki sinek muharebesinden. Kahvaltıda kebapçe, şehriye çorbası ve baharatlı pide gibi bir şey vardı,  hedefte ise; 140km. uzaklıktaki Vidin. Öğleden sonra yola çıkmamız ise önemli bir handikaptı. Hafif bir inişten sonra nehre vardık ve nehri sağımıza alıp sürmeye başladık. Bugünü önemli kılan bir başka şey ise; Avrupa Bisiklet Federayonu' na ait 15 rotadan biri olan EuroVelo 6’yı görecek olmamızdı.

İşte Kozloduy’a 19 km kala ilk tabela. Çok mutlu oluyoruz, Atlantik’i Karadeniz’e bağlayan rotanın tabelasını gördüğümüzde. Tabelalar bir bisikletçi için çok değerlidir. Bir ödül, bir başarı sertifikası ya da bir vuslatın son bulması, sevgiliye kavuşmadır.

Tuna mı o :)
Bu 6 nolu rota bisikletçiler tarafından en çok kullanılan rotaymış. Bu yüzden yolda başka bisikletçileri de görmeyi ummuştuk ama bizden başka kimsecikler yoktu. Olan sıcak, susuzluktu. Susuzluk tam bir başa bela, hele bir de rüzgar varsa. Turdan vazgeçmek içten bile değildi. Neyse ki Lom şehrine varabildik, suladık kendimizi. Abartmıyorum gerçekten suladık, bağ bahçe sular gibi. Lom'dan çıkarken hava kararmaya başlamış, rüzgar dinmiş, yol güzelleşmişti. İlk defa Eurovelo yolunda sürdüğümü hissetmiştim. Tam bu sırada, ormanlık alandan geçerken, aşağıya doğru kocaman bir hayvanın indiğini gördük ve anında pedallara asıldık. Hızımız bir anda 20km/s’ten 47km/s’e çıkıverdi. Hayvan bizi 5sn. kadar ormanın içinden, yola çıkmadan takip etti ve durdu. Ne olduğunu o ışıkta tam kestiremedik ama hız ve cüssesine bakılırsa ayıydı.


Zifiri karanlıkta, köy yollarından geçerek Vidin’e giden ana yola çıkıyoruz. 140 km. sonunda Vidin şehrine giriyoruz. Serdar’ın (aga) yolda güç versin diye çantama iliştirdiği bal-kuruyemiş karışımı işe yaramıştı. Konaklamayı yine hotelde yapıyoruz. Bulgaristan konaklama açısından üzdü bizi biraz. Buraya da 60 Leva verdik.

10.gün: Pleven-Oryahovo (82km.)

Mesafe: 82km.
Süre: 5sa.4dk.
Konaklama: Central Hotel
Tarih: 16.07.2012

Her gün başka bir maceraya, heyecanla uyanıyorduk. Bugünün menüsünde Avrupa’nın en uzun 2. nehri Tuna vardı. 
Aslına bakarsınız sadece 80km.lik düz bir yolumuz vardı. Kolay bir sürüş olmasını bekliyorduk ancak sürprizlerle dolu turumuz yine çalışmadığımız yerden sordu. “Rüzgar”. Ben hiç sevmiyorum rüzgara karşı sürmeyi. Benim düşmanım diyebilirim, en dik yokuşları çıkmayı yeğlerim rüzgar yerine. Her yokuşun bir inişi vardır ama rüzgara karşı ne yapabilirsin ki. Çok kuvvetli rüzgar altında sürdük bugün. Tuna’ya yaklaştıkça rüzgarın şiddeti de arttı, hatta şehrin girişindeki yokuşta Ege’nin ilk ve son defa bisikleti eline aldığını gördüm, kısa bir süre içinde olsa. Yokuştan aşağı inerken bile pedal çevirmek zorunda kaldık. İnsan inişte pedal mı çevirir, insaf rüzgar kardeş.
 
Yol üzerindeki şehirlerden Kneja’da bir grup Müslüman Bulgar durduruyor bizi, Türk bayraklarını görünce. Telefonla Pleven müftüsünü arayıp, bizi misafir etmek istediklerini iletmesini istiyorlar ondan. Ama Tuna’yı görmeyi bir gün daha bekleyemezdik. Teşekkür edip yola devam ediyoruz.

Oryahovo’dan Tuna nehri geçiyor ve Romanya-Bulgaristan sınırını oluşturuyor. Buradan Romanya’ya feribot ile geçiş yapılabiliyor. Böyle olunca trafiği yoğun oluyor, özellikle tırlar çok kullanıyorlar bu güzergahı. Yolun kenarları tırlar tarafından tahrip edilmiş durumdaydı.
 
Ara ara küçük iniş çıkışlar vardı Oryahovo’ya yaklaşırken. Bayılıyorum kısa inişli-çıkışlı yollara. Hani şu iniş hızınla çıkabildiğin yokuşlaraJ Oryahovo’ya güneş batarken varıyoruz. İşte usul usul, kendinden emin akan, tarihte nice savaşlara tanıklık etmiş, Orta Avrupa’yı Karadeniz’e taşıyan TUNA. Gözyaşlarımı tutamadım
görünce. Tarih önümden akıyordu.


Tuttuğumuz oda Tuna’ya bakıyordu. Akşam yemeğinde Tuna’ya nazır bir lokantada Tuna balığı yani ızgarada ton balığı yedik yanında şopska salata, peynirli patates kızartması kartofi ve Bulgar birası Şumensko.